Toplumların merkezinden bir çekirge sürüsü gibi çevreye saldırmaya hazır turizm orduları var şimdi. Turizmin iştahı her şeyi yutuyor. “Dünyayı görmek”le övünen zengin turistlerin gördükleri şey biraz ticarileşmiş etnik renkler ve sahte yabanıllıklar. Dünya artık endüstriyel toplumların hem çöplüğü hem de bir tür “eğlence parkı!”
-Theodor Roszak-
” ‘Eğer bizi Avrupa Birliği’ne almazlarsa Kopenhag Kriterleri’ni Ankara Kriterleri yapar, yolumuza devam ederiz’ demek; ‘biz gâvurlaşmaktan asla caymayacağız, onlar bizi gâvurlaştıramazlarsa biz kendi irademizle bunu yapacağız’ demek manasına gelir.” -İsmet Özel-
“Müslümanların medeni çağları çok sınırlı dönemlerdir. İslamiyet, medeniyet kurucu bir görüş değildir, medeniyet yıkıcı bir görüştür. Ben, Oswald Spengler’in görüşünü benimsiyorum. Medeniyet, bir kültürün donmuş halidir. Yani bir kültür sadece kendini üreten araçları geliştirmeye başladığı zaman medeniyet olur. Halbuki bir kültür, o kültüre mensup insanların yükselişini sağlayan bir şeydir. Araçların değil, insanların hizmetindedir kültür. Dolayısıyla medeni hayatta sınıf ayrımı ve insanın insanı baskı altına alması süreci yaşanır. Kültürde bütün o kültüre mensup insanlar bir şey olurlar ve bir şey yaparlar. O yüzden kültür = medeniyet değildir. Huntington “kültür = medeniyet” diyor. Böylece götürüyor malı.” İsmet Özel
Ravi: Cabir Hadis: Allah, sarhoş ediciyi içen kimseye tinetul-habal içirmeye ahdetmiştir. “Tinetu`l-Habal nedir?” diye sorulunca: “Cehennemliklerin terleridir!” diye cevap verdi.
”Surat asmak hakkımız”
Belki firavunlar piramitlerini kırbaç altında inleyen kölelerin emekleriyle yükselttiler. Günümüzde olay biraz farklı. Köleler belki ben de firavun olurum düşüncesiyle piramidin inşasına gönüllü olarak ve tebessüm ederek katılıyorlar.
Biz firavun olmayı iyi bir sonuç saymadığımız için tebessüm etmiyoruz. Firavun olmak için iyi bir başlangıç yapmadığımıza da üzüldüğümüz söylenemez. Surat asmak hakkımız diyoruz, ama bunu eleştiri hakkımızı elde tutabilmek için söylüyoruz. Surat asmamız, Dimyat’ta pirinç bulamadığımız veya evdeki bulgurdan olduğumuz için değil; bizi böyle bir yolculuğa sevk etmek isteyenlerin gâsıp olduğunu bildiğimiz içindir.İÖ..
Snipping beans in a cannery shed, Deleware. 1910
Source: menilmontant
2376- Ka’b b Mâlik el Ensarî (ra)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Bir koyun sürüsü üzerine salıverilen iki aç kurdun o sürüye zararı, kişinin mal ve makam hırsının dinine verdiği zarardan daha fazla değildir” (Dârimî, Rıkak: 21) “Kütüb-i Sitte
Source: laboraduvar
Ahir zaman’da öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya menfaatleri karşılığında satacaklardır. Bunlar yumuşak görünmek için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden tatlı, fakat kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır.
Nureddin Yıldız - İNTİKAM SAHİBİ,KAHHAR OLAN ALLAH’IN ZULME SESSİZ KULU OLMAZ
İnsanlar Hıristiyan’ca şartlandırıldıkları için intikam almanın, öç almanın yanlış bir şey olduğunu düşünüyorlar. Bu çok korkunç, yanlış bir şey. Allah’ın isimlerinden birisi Müntekim’dir. Allah intikam alıcıların en güzelidir. Dolayısıyla insana intikam almak düşer. İnsan uğradığı haksızlığı sinesine çekmekle insanlıktan çıkar. İnsan uğradığı haksızlığın intikamını almak için yaşar. Onun için intikam peşinde olmak Müslüman’a en yakışan tavırdır. “Ben bunun intikamını alacağım.” dediğin zaman İslâmî bir söz söylemiş olursun. Ama, “Başıma geldi, çektim.” dersen Hıristiyanların riyakârlığına… Çünkü Hıristiyanlar da öç almaya hazır olarak yaşarlar. “İsmet Özel”
Altı hal var ki, onlar vaki olduğunda ölümü temenni edebilirsiniz: Sefihlerin beyliği, hükmün para ile satılması, kanın istihfaf edilmesi, zaptiyenin çoğalması, akrabalığın kesilmesi, Kur´an-ı Kerim´i eğlence yapanların çoğalması ve onun musiki yerine dinlenmesi. Öyle ki, adamı mihraba, nağme dinlemek için geçirirler. Halbuki o adamın fıkıhtan haberi bile yoktur. İşte bu durumlarda ölümü istemekte haklı olursunuz.
Kıyamet alâmetlerindendir: Çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, şerlerin taşması; yalancının tasdiki, doğrunun yalanlanması, hâine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi; münafıkların kabileye efendi olması, çarşıya münafıkların hâkim oluşu; mihrabların süslenmesi, kalplerin harab edilişi; erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla yetinmesi; dünyanın mâmur kısmının harab, harab kısmının mamur olması; şübhenin ve fâizin âşikâr olması, çalgının ve eğlence aletlerinin alenîleşmesi, içkinin içilmesi; zaptiyenin, gammazların ve gıybetçilerin çoğalması.
Medeniyet hayvanının ulumasından dem vurmuşken… Ulumak fiili kurda has bir eylem. Başka bir hayvanın uluması hayra yorulmaz. Anadolu’da kurda canavar da denir. ‘Uluma kurdun yansımasıdır’ derler. (Kurt sürüsüyle karşılaştığında birine yara verdiğin taktirde, seni bırakıp yaralı kurdu parçalarlar. Bir yerini kesip kanını bile bulaştırsan; bulaştığı kurdu parçalarlar.) Roma şehrinin kurucusu Romüs ve Romülüs’un dişi bir kurt tarafından beslendiği rivayet edilir. Asya kafir şaman kültürlerinde de benzer rivayetler vardır.
Batı medeniyeti tarafından(amerikanın afganistanı istilasında) Afgan mücahitlere karşı kullanılmak üzere içinde nükleer bombanın bile korunabileceği gizli bölmeleri olan özbek kafir general Dostum’a tahsis edilen cipin, mit aracılığıyla Veli Küçük’ün üzerine geçirilmesi sırasında mitin gevşek davranıp zamanında(2 günlük bir gevşeklik, hemen geri çekildi. Ama dosyaya işlenmiş oldu.) müdehale etmeyip, çalıntı yada kaçak araba üzerinden adi bir soruşturmaya uğrarken Ergenekon (şu dişi kurt tarafından emzirilmeyle başlayan safsata) denilen davaya dönüşmesi. Sonuç olarak üzerine Müslüman kanı bulaşan kurdun, diğer kurtlar tarafından parçalanışının ibret verici seyirliği. Küfür milletinin doğasıyla şaşırtıcı bir paralellik taşıdığını düşündüğüm için aktardım… (Kimsenin bu vakanın nasıl başladığıyla ilgilenmemesi garip, her neyse bende başlangıçtan sonrasıyla; bana haz veren kanlı seyirliği dışında ilgilenmiyorum.)
Ehl-i sünnet vel-cemaat akidesi bizim istiklalimizin yegane kaynağı. Mevzu İstiklalimize kavuşmaktır. ”İstiklalimizin temeli İslam’dır” olunca; Mehmet Akif “O bana değil milletime aittir.” ezelden gelen İstiklalimizin bir ifadesi olan milli mutabakat metnimiz ”İstiklal Marşı” altına kanımızla imza attığımız akit metninin bizi hangi vazifeyi üstlenmeye yükümlü bıraktığını anlamak namus meselesidir.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
‘Medeniyyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?
Türk Milleti ve küfür milleti arasında bir karşılaştırma var. Garp; güneşin battığı taraf, batı. Afak; gökle yerin birleştiği yer, ufuk. Küfrün ufku; sanayileşme, kapital, çürümüş insan tasarısından örülmüş demirden bir duvarla sarılmış. Hakk’ı geçirmeyen, tasvirin gereği dünyayla sınırlandırılmış bir duvar. Küfrün kafesi… Küfrünü korumak için inşa edilmiş bir kafes. Sana karşı, sana rağmen. Buna karşın senin iman dolu göğsünün sana belirlediği tahayyül bile edilemez hududun; İstiklal’in var. (Serhad: hudut,sınır demek. İnsan olarak buraya düştük, vatanımız cennet. Ve kıyam ediyoruz, kıyamda beklentisiz bekliyoruz. Bastığımız toprak ancak Kabe’ye yöneldiğimizde vatanımızla irtibatlanıyor. Hak olan vaadi anmamızı ifade eden işaret, hatırlatıcı bir isim olarak vatan adlediyoruz bastığımız toprağı. İstiklal tutup bırakmama kökünden gelen bir kelime. Vatanı küfre karşı tutmak, savunmak, cennete talib olma durumundan geliyor. Bizim bu noktada arşa değen başımız, enginlere sığmayan, dünyayla hudutlanmayan, imanımıza karşı bize verilen tahayyül bile edemeyeciğimiz hududumuz var.) Küfür ise; garp ile afak arasında inşa ettiği kafesiyle sınırlı. Burada ki çelik zırhlı duvar bizi saran değil, küfrü saran bir şey.
Ulumak; bir hayvanın acı çekerken ki iniltisi, haber iletme sesi, korktuğunda tehdidi yıldırmak için çıkardığı ses. Mısrada üç anlam da mevcut. Bizi dünya hazlarıyla kandırmaya, kendi tıkıldığı kafesin içine çekmeye çalışıyor. Ama senin böyle bir İstiklalin varken, bundan korkmana gerek yok. O ulur durur. Boşa dünyayla seni tehdit eder. Çünkü sen yalnızca Allah’tan korkarsın. İstiklali bırakıp böyle bir kafesin içine girmeye fıtratın müsait değil.
‘Medeniyyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?: Tek dişi kalmak, dişlerini kaybetmek, hayvanın yaşlılık belirtisidir. Gözlerinin feri gider, kafese kapatılıp, hırpalanıp vahşileşmişse daha da dehşet verici gözükür. Medeniyet denilen bu hayvanı canavar olarak tanımlıyor. Peki medeniyet nasıl bir hayvan türüdür.
Gerçek batıyı terk etmiş, iltica etmiştir. Zaten tüm batı medeniyeti(kafesleri gibi; ona rağmen, ona karşıydı.) doğudaki aslın manipüle edilmesinden ibaretti. Estetik ve kavram şablonların oluşup kemikleşmesi, bir tarz haline gelmesi durumunda medeniyet oluşuyor. Onu tanımlayıp çözebildikleri, gayptan arındırıp kendi batıl zihinsel tasavvurlarıyla hareket edebildikleri noktada; kendilerini bir medenilik zannına kaptırıp içkinleşiyorlar. Arapçada Medd; şer’iye naiblerinin görev sürelerinin uzatılması, uzatma ve kabartma anlamına da gelir.
Medeniyet kelimesi şunu ifade eder: Tasavvurun zihniyet tarafından tanımlanıp Garp ile afak arasında bir kafese haps edilmesi, oradan da bir hayvanat bahçesine sergilenmek için konulması. İçindeki hayvan ne kadar egzotikse o kadar seyirlik olur. Bir hayvanın medeniyet ismini almak için kafese konması şarttır. Bu aynı zamanda kafesin dışında yaşama becerisini kaybetmiş bir hayvandır. Yani kafesiyle bir bütün olmuştur. Kafesi zahirdeki korkunç bedenini temsil eder. İçindeki hayvansa ona mahkum, köle olan acı çeken nefsi ifade eder.
Q:"nato kafa nato mermer" olan önceki anonim değilim, anlamak için soruyorum kullandığın kavramları biraz açar mısın? İslami gelenekte ilim tahsilinin değeri bilinir, kurumlar lav edilince terbiye mevzusu havada kalıyor biraz...
Tehdit değil teklif diyorsun ama; teklif İslamla yapıldı ben ancak tedbir almakla yükümlüyüm. Bu tedbir alma gayretimden oluşan kendi zannımı; asli lugat ve takvim üzere pey akçesi olarak ortaya sürmek durumundayım. Müslümanız diyorsak; Hicretle birlikte hakikatli bir zamana açılmış olduk. “Hak geldi, batıl zail oldu.” Miladi takvim ve yalan yere bir miladı başlangıç kabul eden her takvim daha o vakitten miadını doldurdu. Hicret insanın meşruluğunu müşterek insani değerlerde (medeniyet, kültür, gelenek, felsefe, demokrasi,NATO vesairede) değil, şeriatta aramasının bir belirtisinin icrası olarak tarihi başlattı.
“Bu kafa NATO’ya dahil değil. Bu kafa 1500, 4x4 çeker; medeniyet görmemiş arazide bilinç denilen çamura saplanmadan, toz dumana boğarak, kastına katlanarak kat eder.”
Burada hicret yolcuğunun tasvirini gönderme olarak kullandım; medeniyet görmemiş, kurak rüzgarlarla toz dumana boğulmuş, insanın kastıyla niyetiyle baş başa kaldığı ve onun dışındaki şehrini,evini,geleneklerini,medeniyetini her şeyi tek ettiği susuz ve çamursuz çölde… O yüzden benim kafa 1433 te önünü 1500 olarak görüyor. 4x4’de; bu arayışın menheci olan ehl-i sünnet fıkhında şerri delil kabul edilen Kur’an, sünnet, icma ve kıyası(selefin fehmiyle sınırlı olarak) dayanak saymaktan kuvvet bulmayı ifade ediyor.
Lugata gelelim. Okul,öğrenci köhneliğin üzerine kurulmuş işgalci medeniyetin kirlettiği şekillendirip kulpuna uydurduğu kelimeler. Tabi ki buna bina edilmiş kurumlarda boğazlanacak tavukların kümesi, kafesi oluyor.
Okul öğrenciye bilindiği varsayılan sınırlı sabit verinin yüklendiği, tağudi mihrakların dikte ettiği sınırlandırılmış medeni strateji ve tezgahın aktörü olarak ruhsat ve kıvam verildiği bir dereke. Öğrenci bilginin öğürtüsüyle sağır edici bir çınlamayla öğütülmeye görevli. Anlamamak için öğreniyor. Bilgiyle arasına çıkarcı bir mesafe yerleştiriliyor. Onları tayin edilmiş sabit veri üzerinden kendini hoyratça kullanması için yetkilendiriyor. Her hoyratlık sistemi besliyor. Öğrendiklerini uygulama sahasında geçer akçeye tevil ettiklerinde kast sisteminde bir bölgeyi istila edebiliyorlar. Oysa zırva tevil götürmez. Talebe ise hakka talip oluyor, değerini insan kurmacasının hiyerarşisin de aramıyor.
İkrar etmemek için okuyorlar. (sure “oku” diye başlamıyor “ikra” diye başlıyor.) anlamamak için öğreniyorlar. Talib talebe olmamak için duayı hayatlarına katmamak için öğrenci oluyorlar. Şeyh olmamak için şeytani bir hipnozun öğretmeni oluyorlar, ders ve ibret almamak, hakkı ikrar etmemek için medrese,mekteb değil okul bina ediyorlar.
Talebe,medrese,şeyh’den önce bir lisanın var olması gerekiyor. İslamın teklifine cevab verecek anlaşılır bir dile sahip olmamız gerekiyor. Bu vahim muşkil her şeyi gevezelik haline getiriyor. İsmet Özel’in dediği gibi “Bugün, Türkçenin yaralandığını, çarpıtıldığını, yetersiz söylendiğini dile getiren bazı kimselerin, Türkçenin tamamen ortadan kalktığını ifade etmekten kaçınmaları, bunun ifade edildiği takdirde mutlaka bir tedbir alınması mecburiyetinin gündeme geleceğinden endişe etmeleri dolayısıyladır.”
Not: Lugatta – Ders: Tenbih, tâlimat, vazife. Muallim veya o işi iyi bilen birisinden azar azar alınan vazife. Akıl. Uyanıklığa sebeb olan, ibret – Medrese: (Ders. den) Ders görülen yer. İslâmi ilimleri tahsil için talebelerin çalıştıkları binâ. - İkrar: Açıktan söylemek. Kabul ve tasdik etmek. Hakkı itiraf etmek. Karar vermek. Mukarrer kılmak.Fık: Bir kimseye diğerinin kendisinde olan hakkını haber vermek. – Talebe: (Tâlib. C.) İstekliler. Şakird. Tahsile çalışan – Derketmek: Bir şeyin en esasını iyice anlamak. - Ma’kad;(akd) anlaşma akd edilen yer. Mekatip,mekteb: anlamak üzere anlaşma,akit yapılan yer. - Terbiye; Allah’ın emirlerine itaat ederek kemale ermeğe, nizam ve emirleri dinlemeğe çalışma gayreti.








